05 05 2004
Yağmur
kuşlar yemyeşil çayırlar…
Bir
amirin komutu, bir ses, bir toz…
Bir
karga, bir buz...
Birkaç
ayak sesi...
Tüfek
sesleri, araç sesleri...
Yemyeşil
patnosta
Beyazın
su olup murat nehrinden
Kıvrıla
kıvrıla arap çöllerine aktığı
Patnos
– cennet
Yemyeşil çayırlar murat nehri
Ve Süphan…
Kim
bilir
Patnosun
karları erirken
Hayatımızdan
akıp gidenleri
Bir
kış boyu kayadan sert
Camdan
keskin buzların
Mayısın
güneşiyle
Salına
salına
Murat nehrinden
Akıvermesini
Kim bilir
Akan
murat nehrinin
Bulanık
sularının coşkusunu
Kim
bilir
Patnosun her milimetresinden süzülüp
Süphanı, Malazgirti
Alıp götüren arap çöllerine
Her
düşen yağmur tanesi
Kar tanesi
Her gelen asker patnosa
Uzak
diyarlardan bulutlaşan
Ülkenin dört bir yanından
Gelen yağmur bulutları gibi
Önce
gelen...
… Ve giden
Patnostan...
Yıkayan ve yıkanan
Yıkayan ve yıkanan
Kar su ve insanı
Kim hangi şey
Nedene, nereye
Akan bir murat nehri
Ve
akan murat nehrinden
arap çöllerine...
Çöllerden okyanusa…
Şimdi
murat nehrindeyiz
Beş
ay onbeş gün
Okyanusa,
ülkenin dört bir yanına dağılana kadar…
ülkenin dört bir yanına dağılana kadar…
Türkiye’nin
en yaşlı
sönmüş yanardağı Süphan
Acaba
sen mi yaşlısın
Yoksa
ben mi
Ben kırk yıllık ömrümün
Otuzundayım
Sen
milyarlık ömrünün
bin beş yüzünde
bin beş yüzünde
Ey
gidi Süphan
Kalan on yıla ne sığsın?...
ve
Bulanık
murat nehri
okyanusa varmak İçin.
Sıcak bir temmuz
ayında
Atlasan balıklama
Açsan gözlerini bulanık suda
Kulaç atsan belki akıntıya
Belki karşı
Bir şey görmeden
Tüm
gücünle,nefesinle
İlerlesen Bulanık suda
Yarına
gider gibi Yarın gibi
Bulanık...
bilirsin ve gidersin
okyanusa
Ama görmeden bir karış
ötesini
Alıp
götürür seni Murat nehri
Kendi yönüne
Arap çöllerine
Hayat gibi
Ömrün
gittiği yöne …
Bir an dirensen de akıntıya
yüzsen de
üzerine
hayatta kalmak için yüzdükçe
ölümün üzerine
her
attığın kulacı kazanmış sayarsın
oysa
her attığın kulaçla
yitip giden hayat,
gecip giden zamandır

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder